Euro Bölgesi’ndeki 16 ülkeden bazılarının derin bir mali kriz içine sürükleniyor olması, Avrupa’nın ortak para birimi euroyu, 1999 yılındaki kabulünden bu yana en zor sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.
Wall Street Journal’da yayımlanan bir haber analizde, kıtadaki bazı ekonomilerin yaşadıkları ciddi ekonomik sorunlar yüzünden değer kaybettiğine değinildi. Ancak Euro Bölgesi ortak para biriminin yaşadığı bu düşüşün bir bozgun işareti olmadığına dikkat çekildi.
Yunanistan ve İrlanda gibi ülkelerin borç notları kredi derecelendirme kuruluşları tarafından daha fazla düşürülürken, kur piyasaları bu ülkelerin borçlarını geri ödeyemeyeceğine ciddi olarak inanmıyor.Aynı şekilde yatırımcılar da ülkelerin kurtarılmasına yönelik tartışmaların ortak para biriminin değerini büyük oranda şüreceğine inanmıyor.Haber analizde görüşlerine yer verilen Londra merkezli hedge fon BlueGold Capital yatırımcılarından Stephen Jen, “Geçen 50 yılda, hükümetler Euro Bölgesi ekonomisini kırılma noktasına getirecek kadar çok sermaye harcaması yaptı” diyor.Jen aynı zamanda, ekonomisi zayıf olan Euro Bölgesi ülkelerinde enflasyon oranlarının, güçlü ekonomilerden farklı yönlerde seyredeceğine dikkat çekiyor. Analist bu ülkeler için ortak bir para politikası belirlemenin zor olacağını dile getiriyor.
Portekiz, İtalya, İrlanda, Yunanistan ve İspanya’da deflasyon yaşanabileceğini söyleyen Jen, birliğin güçlü ekonomileri Almanya ve Fransa’da ise enflasyon ihtimaline dikkat çekiyor.
YUNANİSTAN VE PORTEKİZ TEHLİKEDE
Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Yatırımcılar Servisi’nin Çarşamba günü bölgeye yönelik yayımladığı kamu finansmanı raporunda, rekabet güçlerinin düşük olması ve yüksek bütçe açıklarından dolayı Yunanistan ve Portekiz’in ekonomilerinde büyük sıkıntılar görme risklerinin olduğu belirtildi.Öte yandan Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası (ECB), birlik dahilindeki bütün ülkelerin sorunlarını çözmek zorunda olduğuna dikkat çekti ve doğrudan yardımın birliğin kurallarınca yasaklandığını söyledi.Ancak ekonomistler, son çare olarak kurumların doğrudan yardım gerçekleştirebileceklerine inanıyor.
Moody’s de Euro Bölgesi’ndeki güçlü ülkelerin, sıkıntı içindekilere yardım eli uzatacağını düşündüğünü belirtti. Kredi derecelendirme kuruluşu aynı zamanda, kredi akışı gibi dolaylı yardımların da gerçekleşebileceğine dikkat çekti.
ANLAŞMALARA AYKIRI
Moody’s’ın yazdığı son raporda, doğrudan ya da dolaylı yardımların Euro Zone’nun para politikalarıyla ilgili anlaşmalarına ters düşse de herhangi bir kanunu çiğnemeyeceği belirtildi.Öte yandan kredi derecelendirme kuruluşlarının Yunanistan’ın ülke borcu notunu oldukça aşağıya çekerek, kıtanın en güçlü ülkeleriyle, en zayıfları arasındaki çizgiyi netleştirmesi, euronun sağlam duran yapısına dair endişelerin artmasına neden oldu.Bununla birlikte, Moody’s’in, cari açığını azaltmadığı sürece Portekiz’in de Yunanistan’ın yaşadıklarına benzer sorunlarla karşılaşabileceği uyarısında bulunması, halihazırdaki kaygıların artmasına neden oldu.
Haber analizde, asıl sorunun İtalya gibi daha büyük bir ekonominin merkez bankasından yardım almak zorunda kalması durumunda gerçekleşebileceğine dikkat çekildi. Öte yandan, ülke borcu bir hayli yüksek olan İtalya’nın kurtarılamayacak kadar büyük olduğu düşünülüyor.
Kriz kahini Nouriel Roubini, bir zamanlar güvenli liman olarak görülen ülkelerin mali yapılarını rayına oturtmamaları durumunda, yatırımcıların güvenini kaybedebileceğini söylüyor.
Nobel ödüllü ekonomist Roubini’nin, Arpitha Bykere ile birlikte Forbes dergisi için kaleme aldığı yorumda, bir zamanların güçlü ekonomilerinin, son 75 yılın en derin resesyonundan büyük yaralar aldıklarına dikkat çekildi.Roubini ve Bykere, aynı zamanda, kriz sürecinde uygulanan teşvik programları ve vergi indirimlerinin, İngiltere, ABD gibi ülkelerin mali yapılarını kötüleştirdiğine dikkat çekti.Öte yandan, yazarlar bu durumun düzeltilmemesi halinde yatırımcıların bu piyasalara olan güvenlerini kaybedeceğini ve kredi derecelendirme kuruluşlarının ülkelerin kredi notlarını düşürmeye devam edeceğini dile getirdi.
Roubini ve Bykere, makalede “Ekonomik krizin etkisi, mali yapılarında daha önceki dönemlerde de sorun yaşayan, gevşek para politikaları uygulayan ve balonların şiştiği sırada mali reformlar gerçekleştirmeyen ülkeleri daha fazla etkiledi” değerlendirmesini yaptı.Bununla birlikte, zayıf ekonomik iyileşme ve yaşlanan nüfusun özellikle İngiltere, ABD, Japonya gibi gelişmiş ekonomilerin ve Euro Bölgesi’ndeki pek çok ülkenin borç yükünü artıracağına dikkat çekti.
TERS ETKİ YARATABİLİR
“Bu hükümetler 2008 ve 2009 yıllarında, finansal sistemlerine destek olmak ve yatırımcıların ekonomilerine yönelik endişelerini bastırmak için “ne gerekiyorsa yaptı. Ancak ülkelerin gevşek para politikalarını devam ettirmeleri yatırımcıları sakinleştirmenin aksine daha da kaygılandırabilir” diyen ekonomist, para politikalarının sıkılaştırılmaması durumunda, yatırımcıların bir zamanların “güvenli cennetlerini” terk etmeye başlayabileceğine işaret etti.Yazarlara göre, pek çok merkez bankası 2010 ile birlikte, likidite desteklerini çekmeye başladı. Ancak Yunanistan, İrlanda, İngiltere gibi ülkelerde hükümet finansmanına duyulan ihtiyaç devam ediyor.Roubini ve Bykere, piyasaya sürülen paralar ve artan borç işlemlerinin gelişmiş ekonomilerde enflasyon beklentilerini artırdığına dikkat çekerken, hükümetlerin önlem almaması durumunda, yatırımcıların son yıllarda daha çekici hale gelen gelişmekte olan piyasalara kayabileceği uyarısını yaptı.
“İngiltere, İspanya, Yunanistan ve İrlanda mali yapılarındaki dengesizliklere çözüm bulunmaması durumunda, ülke borcunu ödeyememe riskiyle karşı karşıya kalacak” diyen uzmanlar, Euro Bölgesi’ndeki bazı ülkelerin, ellerindeki varlıkları satarak borç oranlarını azaltmaya çalıştığına dikkat çekti.Roubini ve Bykere, Almanya gibi mali yapısı güçlü ülkelerin, resesyon nedeniyle mali yapılarında dengesizlik artmış olsa bile, borç oranlarını dengeleme olasılığının daha yüksek olduğunu belirtti.Bununla birlikte, yazarlar ABD ve Japonya’nın yatırımcıların güvenini kaybedecek en son ülkeler olduğunu dile getirdi ve “Dolar, merkez bankalarının en çok tercih ettiği rezerv ve ABD dünyanın en derin borç piyasasına sahip. Japonya ise dünyanın en büyük kredi vereni” değerlendirmesini yaptı.Ancak iki uzman ülkelerin gerekli mali reformları gerçekleştirmemesi durumunda, yatırımcıların bu ülkelere yönelik endişelerini artırabileceğine dikkat çekti ve “ABD büyük bir borç yükü altında ve yaşlanan bir nüfusu var. Bununla birlikte ekonomisi zayıf bir iyileşme sürecinde ve cari açık riski devam ediyor. Japonya’nın yaşlanan nüfusu ve ekonomisinde son zamanlarda yaşadığı durgunluk ülke için tasarruf oranını azaltıyor” değerlendirmesini yaptı.Roubini ve Bykere, gelişmiş ülkelerin hükümet harcamalarını kesip, vergileri yükselterek en geç 2011 ya da 2012 yılları arasında ekonomilerini sağlamlaştırmaya başlamak zorunda olduğuna dikkat çekti.
İlk başta Dubai’nin emlak şirketi 26 milyar dolarlık borcuna erteleme istedi. Bununa birlikte piyasalarda kısa süreli bir tedirginlik yaşandı.
Daha sonra gündeme 250 milyar Euro’yu aşan kamu borçları yüzünden nefes alamayacak hale gelen Yunanistan geldi. Ek borçlanma sınırını gayrı safi yurtiçi hâsılanın %9’una çekmeyi de başaramayan Yunanistan’ın kredi notu reyting ajansları tarafından düşürüldü ve bu AB üyesi kredi riski yüksek ülkeler sınıfına dâhil oldu. Euro bölgesinin kredi notu en düşük ülkesi artık Yunanistan. Euro kullanan bir AB ülkesinin borçlarını ödeyememe tehlikesine sürüklenmesi Yunan bankalarının borsada hızla değer kaybetmesine, Avrupa ortak para biriminin döviz piyasalarında baskı altına girmesine ve Avrupa borsa endekslerinin puan kaybetmesine yol açtı.
DUBAİ, YUNANİSTAN ŞİMDİ İSE İSPANYA
Küresel krizinde suçlu bulanan taraflardan kredi derecelendirme kuruluşları yine yılın son günlerinde gündeme oturdu. Yunanistan’ın kredi notunun indirilmesinin ardından uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), İspanya’nın not görünümünü durağandan negatife çekmesi tedirginliği arttırdı
S&P’den yapılan açıklamada, İspanya’nın “AA “ olan uzun dönem ve “A-1” olan kısa dönem kredi notlarının ise teyit edildiği bildirildi.
Kredi derecelendirme kuruluşu, ülkenin kredi notunu ocak ayında “AAA”dan “AA “ya indirmişti.
S&P, görünümün durağandan negatife çekilmesine gerekçe olarak, gayri safi yurt içi hasılanın yavaş büyüme beklentisi ve ısrarlı yüksek mali açığı gösterdi.
Negatif görünümün mali ve dış dengesizliklerin çözümü konusunda otoritelerin daha agresif önlemler almaması durumunda kredi notunun gelecek iki yıl içinde indirilebileceği riskini de yansıttığını belirten kuruluş, ancak İspanya’nın düzenlemeleri yapmak için hala vakti olduğunu kaydetti.
İspanya’da işsizlik iki yıldan daha az süre içinde Avrupa Birliği’nin en yüksek seviyesi olan yüzde 18’e çıktı. İspanya’nın 2010’un başlarından önce resesyondan çıkması beklenmiyor.
DÖRT AVRUPA ÜLKESİ İFLAS EDEBİLİR
2009’da bankacılık sektöründe yaşanan sıkıntılar nedeniyle Avrupa’nın canını sıkan Doğu Avrupa yeniden tedirginliği arttırıyor. Şu an Avrupa’da iflas riski artan ülkelerin başında Yunanistan, Portekiz, İrlanda ve Macaristan var.
Dünyanın en borçlu yirmi devleti sıralamasında ABD tam 13 trilyon dolar borçla lider. Türkiye ise sıralamada yer almıyor…
Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) yedi emirliğinden biri olan Dubai’de, Dubai World ve bu şirkete bağlı emlak şirketi Nakheel’in, geçen hafta borçlarını erteleme talebinin yarattığı kaygılar, dünyanın en borçlu ülkelerinin hangileri olduğunu akla getirdi.
Toplam kamu ve özel sektörün yabancılara, yabancı para mal ve hizmet karşılığı dahil ödemesi gerekli toplam dış borç miktarını gösteren “dış borç sıralamasında” ilk sırada dünyanın en büyük ekonomisi ABD yer alıyor.
CNBC’nin, Dünya Bankası ve CIA World Factbook’dan derlediği 2009 yılı ilk çeyrek ve ikinci çeyrek verilerine göre, ABD’nin 13 trilyon 454 milyar dolar toplam dış borcu (devlet ve özel sektör dış borç toplamı) bulunuyor. ABD’yi 9 trilyon 87 milyar dolarla İngiltere, 5 trilyon 208 milyar dolarla Almanya ve 5 trilyon 21 milyar dolarla Fransa takip ediyor.
Toplam dış borcun GSYH’ye oranına bakıldığında ise en kötü durumdaki ülkenin İrlanda olduğu görülüyor. İrlanda’nın milli gelirinin 12,6 katı kadar dış borcu (toplam dış borcun GSYH’ye oranı yüzde 1.267) bulunuyor.
Her ne kadar ABD, toplam dış borç miktarında ilk sırayı alsa da toplam dış borcun GSYH’ya oranına bakıldığında ABD’nin durumu İrlanda, İngiltere, Almanya, Fransa, İspanya, İtalya, Hollanda, İsviçre, Belçika, Avusturya, İsveç, Danimarka, Norveç, Portekiz ve Finlandiya’dan daha iyi durumda.
Gelişmiş ülkeler içinde toplam dış borcun GSYH’ye oranı bakımından en kötü durumda olan İrlandayı ise İsviçre, İngiltere, Hollanda, Belçika, Danimarka, Avusturya, Fransa ve Portekiz izliyor.
Bu arada kişi başına düşen dış borç bakımından 567 bin 805 dolarla İrlanda başı çekerken, İrlanda’yı 176 bin 45 dolarla İsviçre ve 148 bin 702 dolarla İngiltere takip ediyor. ABD’de kişi başına düşen dış borç 43 bin 793 dolar, Fransa’da 78 bin 387 dolar, Almanya’da 63 bin 263 dolar, İspanya’da 59 bin 457 dolar ve İtalya’da ise 39 bin 741 dolar seviyesinde bulunuyor.
milliyet
|
|
Küçük hatırlatma : Ekonomi Bulvarına üye
olarak daha fazla içeriği ulaşabilirsiniz.Üye olmak için tıklayınız