M. ALİ YILDIRIMTÜRK
Yeni yıl bir yandan yeni beklentiler ve diğer yandan da zamlarla başladı. Ekonomiyle ilgili beklentiler olumlu, ancak zamların sevimli olanı da var, olmayanı da.
Hükümet daha önce açıkladığı ücret politikasına uygun olarak, kamu çalışanı ve emekliyi enflasyona karşı ezdirmeme adına, ücretlere enflasyon oranında zam yaptı. Ancak, bütçenin gelir dengesini bozmamak adına da bazı mal ve hizmetlere zam yaptı. 2010 yılı bütçesi 50 milyar TL açıkla yürürlüğe girdi. Yıl içinde üretim artışı sağlanabildiği ölçüde ihracat ve iç tüketimden elde edilecek vergiler, bütçe gelirlerini oluşturacak. Ekonominin henüz çözülememiş sorunlarının başında kayıt dışılık geliyor. İşsizlik gibi, kayıt dışılığı azaltmak da hükümetin hedefleri arasında ön sıralarda yer alıyor. Ancak, yıllardan beri süregelen bu sorunu, hangi hükümet gelse bir anda çözmesi mümkün değil. Hükümet, ekonomide yüzde 50′nin üzerinde olduğu tahmin edilen kayıt dışılık nedeniyle gelirlerden aldığı vergiyi yeterince toplayamıyor. Gelirin büyük bir bölümünü dolaylı vergilerle toplamak zorunda kalıyor. Önemli olan mevcut koşullarda toplanan vergilerin halkın yaşam kalitesinin iyileşmesine yansıyıp yansımadığıdır. Geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında homojen olmasa da belirgin bir iyileşme gözleniyor.
Hükümet gelir-gider dengesini sağlamak adına, iç ve dış piyasalardan belirli zamanlarda ihtiyacı karşılığında borçlanıyor. Ekonomi güçlü ve borç döndürme rasyosu yüksekse, piyasa koşullarına göre borçlanma faiz oranı daha düşük oluyor. Ayrıca, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının tespit ettiği ülke kredi notunun yüksek olması da uluslararası piyasalardan borçlanmayı kolaylaştırıyor. Hafta içinde Hazine 2 milyar dolar tutarında 2040 vadeli, yurtdışına yılın ilk tahvil ihracını gerçekleştirdi. Hazine 2010 yılı borçlanma programının yüzde 37’sini tek seferde gerçekleştirdi. Üç buçuk kat talep gelen tahvilin yatırımcıya getirisi yüzde 6,85 oldu. Hazine Müsteşarlığı, söz konusu tahvil ihracının gelişmekte olan ülkeler tarafından yapılan 30 yıl vadeli ihraçlar arasında bugüne kadar tek seferde gerçekleştirilen en yüksek miktarlı işlem olduğunu belirtti. Hazine, borçlanma programı gereği yılın geri kalanında uluslararası piyasalarından 3,5 milyar dolarlık daha borçlanma öngörüyor. Bir zamanlar 30 cente muhtaç olan Türkiye, bugün dış piyasalardan 30 yıl vade ile borçlanabiliyor. Asıl fark burada.
Türkiye, bir buçuk yıldır Uluslararası Para Fonu (IMF) desteği olmaksızın kendi ekonomik programıyla yönetiliyor. Hükümet, 2009′da gündemde tuttuğu bu beklentiyle piyasalarda iyimserliği korudu. İş dünyasının bir bölümü, IMF ile anlaşma yapılmasına karşı çıkarak bu konuda kendi fikirlerinin alınmasını istiyor. Hükümet de mevcut koşullarda Türkiye’ye yaptırımlar konusunda yük getirmeyecek ucuz IMF kredisine sıcak bakıyor. Ayrıca, global finansal krizin olası artçı sarsıntılarına karşı şimdiden tedbir almak istiyor.
Para piyasaları yeni yıla IMF haberlerinin iyimserliği ile girdi. Hazinenin başarılı geçen dış borçlanma ve Moody’s’in kredi notumuzu artırması iyimserliğini artırdı. İç piyasa, dış borsalardan olumlu yönde ayrıştı. Yatırımcı, döviz fiyatları düşerken, dövize soğuk bakıyor. Yurtdışı piyasalarda fiyatı yeniden yükselen altını da işlem yapmadan izliyor. Profesyoneller dışındakiler, Borsa ile henüz barışabilmiş değil. TL cinsinden mevduatı olan, repo veya katılım bankalarının kâr payının küçük kazançlarıyla yetinmeye çalışıyor. Ama yine de rahat değil.
IMF’ye ihtiyaç olup olmadığını, hesaplar kendilerinde olan ekonomi yönetimi daha iyi biliyor. Ancak, IMF konusunun kısa zamanda netlik kazanmaması, piyasaları tedirgin edebilir.Zaman
Yeni yasa, yıllık kira artışını enflasyon oranına bağlayan kontrata imza atan mal sahiplerinin yasal olarak kiracılarından daha yüksek oranda artış isteyemeyeceği, kiracının da kontratta başka şekilde yazılıysa daha düşük artış talebinde bulunamayacağı belirtildi.
İzmir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Mesut Güleroğlu, halihazırda kira artışlarının enflasyon oranında yapılacağı yönünde herhangi bir yasal mevzuatın bulunmadığını belirtti.
Güleroğlu, “Kişiler, enflasyon oranlarını baz alarak belli artışlar yapıyor. 1990′lı yıllarda enflasyon oranları çok yüksekti. Buna bağlı da yüzde 85-90 oranlarında kira artışları yapılıyordu. Ama böyle bir kanun yok. Ecevit başbakanlığındaki koalisyon hükümeti döneminde ilk yıl yüzde 25, ikinci yıl yüzde 10 artışına dair bir yasa çıkarmıştı. Bu da 2001 yılında açılan davayla iptal edildi. Fakat enflasyon oranları son yıllarda yüzde 10′larda seyretmeye başlayınca insanlar kira kontratlarındaki artışları psikolojik olarak yüzde 10-12 olarak saptadı. Yalnız bir kira akdine, artış hanesine ne yazarsanız o aynen geçerli olur. Yani yüzde 20 artış yazılıysa kontratta, kiracı o oranda artırmak zorunda. Benim hakkım enflasyon oranıdır, böyle bir kanun var, ‘Ben bu kanuna göre yüzde 6,25 artırırım’ deme lüksü yok kiracının. Bu nedenle kira kontratını yaparken dikkatli davranmalı” dedi.
Güleroğlu, kira kontratında “enflasyon oranında artış” yazılıysa, bu yıl yüzde 6,25 zam yapılacağını, başka bir oran yazılmışsa o oranda artırıma gidileceğini söyledi.
“Özel anlaşmalarınız mutlaka yazılı olsun”
Krizin ardından son dönemde kiraların düşmesi sonucu ev sahipleriyle kiracıların özel olarak anlaşıp kira artışı yapmama ya da kontratta yazılandan daha düşük artış yapma gibi durumların sıkça görüldüğünü hatırlatan Güleroğlu, şu uyarıyı yaptı:
“Böyle durumlarda kira kontratına ek olarak, yazılı bir şey düzenlenmemişse, ileride kiracıyla mal sahibi arasında anlaşmazlık olduğunda mal sahibi aradaki farkı talep edebilir. Yani sözlü anlaşma yeterli olmaz. Yeni anlaşma kontrata ilave ya da ek bir tutanak şeklinde mutlaka yazılı hale getirilmeli.”
Kiranın düşük kaldığını düşünen mal sahiplerinin de yine kontrata bağlı kalmak zorunda olduklarını vurgulayan Güleroğlu, “Kontratta TÜFE diyorsa, bu oranda artırmak yeterli. Ancak ev sahibi daha fazla artış istiyorsa, o zaman kira tespit davası açmalı, ama bunun için sözleşmeden itibaren 3 yıl geçmesi gereklidir. Bu durum, tahliye sebebi de değildir, tabii kiraların resmi şekilde ve vaktinde ödenmesi şartıyla. Zira eğer kiracı üç kirayı zamanında ödeyemezse bu durum kesin tahliye sebebi arasında bulunuyor” diye konuştu.
Mesut Güleroğlu, kiracının mutlaka ödemeyi ne zaman, ne şekilde yapacağını sözleşmede belirtmesi ve ödemeyi yaptığına ilişkin dekontlarını saklaması, ödemeleri banka yoluyla yapmayı özellikle tercih etmesi gerektiğini ifade etti.
Kiracılara, kira artışı için taahhüt edilecek yüzdelik artışın maddi güçlerinin geçmemesine dikkat etmeleri uyarısında bulunan Güleroğlu, “Evi tutayım, sonra ev sahibiyle anlaşırım” diye düşünülmemesi gerektiğini, çünkü imzalanan kontratın bağlayıcılığının bulunduğunu sözlerine ekledi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2009 yılında tüketici fiyatları endeksinin (TÜFE) yüzde 6,53, üretici fiyatları endeksinin (ÜFE) ise yüzde 5,93 arttığını açıkladı.
TÜİK’in 2003 baz yıllı verilerine göre, geçen yılın Aralık ayında tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) yüzde 0,53, üretici fiyatları endeksi (ÜFE) ise yüzde 0,66 artış gösterdi.
Aralık ayı itibarıyla 12 aylık ortalamalara göre yıllık enflasyon ise tüketici fiyatlarında yüzde 6,25, üretici fiyatlarında ise yüzde 1,23 düzeyinde gerçekleşti.
CNBC-e anketinde Aralık ayı Tüketici Fiyat Endeksi’nin yüzde 0.25, Üretici Fiyat Endeksinin ise yüzde 0.09 arttığı öngörülmüştü.
MEMUR ENFLASYON ORANINA GÖRE ZAM ALACAK
Maliye Bakanlığı, 2010 yılının ilk yarısında memur maaşlarına yapılacak yüzde 2,5′luk zamla ilgili ödeme emri işlemleri öncesi, memur, sözleşmeli ve memur emeklilerine 2009 yılının 2. yarısı için enflasyon farkı verilip verilmeyeceğinin ortaya çıkmasını bekliyor.
Maliyecilerin yaptığı tespitlere göre, Kasım ayı enflasyonunun yüksek çıkması, memura 2009 yılının ikinci 6 aylık dönemi için enflasyon farkı verilmesi olasılığını ortaya çıkardı. Geçen yılın 2. yarısında memur, sözleşmeli ve memur emekli maaşlarına yüzde 4,5 oranında zam yapıldı. Temmuz-Kasım ayları arasındaki tüketici fiyat artışı ise yüzde 4,064 oldu.
Buna göre, maaşlara enflasyon farkı verilip verilmeyeceğini Aralık ayı enflasyonu belirleyecek. Enflasyon farkındaki limit de yüzde 0,42 olacak. TÜİK’in Aralık ayı enflasyonu yüzde 0,42′nin üzerinde çıkarsa, memur, sözleşmeli ve memur emeklilerine enflasyon farkı verilmesi gerekecek. Bu rakamın üzerindeki her artış, maaşlara ek zam olarak yansıyacak.
Kasım ayında yüzde 1,27 olan aylık enflasyon, Aralık’ta yüzde 1 olarak ilan edilse bile memur, sözleşmeli ve memur emekli maaşları yüzde 0,58 oranında artış görecek.
Bu oran, aile ve çocuk yardımı dahil 13′ün 3′ündeki bir memur maaşını 7,1 lira, 9′un 1′indeki memur maaşını 7,3 lira, genel müdür maaşını ise 24,1 lira yükseltecek.
2010 ZAMMI, ENFLASYON FARKININ ÜSTÜNE EKLENECEK
Memur, sözleşmeli ve memur emekli maaşlarına enflasyon farkı verilmesi durumu ortaya çıkarsa, maaş katsayıları yeniden belirlenecek ve söz konusu fark, 2009 yılı Aralık ayı maaşına ilave edilecek. Daha sonra da 2010 Bütçesi uyarınca bu yılın ilk yarısı için maaşlara yapılacak yüzde 2,5′luk zam, son maaşa eklenecek. Bu durumda 2010 Merkezi Yönetim Bütçesindeki maaş katsayıları da yeniden tespit edilecek.
Memurlar, 15 Ocak’ta enflasyon farkı olsun olmasın, zamlı maaş alacak. Memurlara, 14 günlük de zam farkı verilecek. Memur emeklileri de bu ay içinde Sosyal Güvenlik Kurumu’nun belirleyeceği tarihte zam farklarını alacak.
TÜİK’in 2003 baz yıllı verilerine göre, Kasım ayı itibarıyla yıllık enflasyon ise TÜFE’de yüzde 5,53, ÜFE’de yüzde 1,51 arttı.
Yılın 11 ayında TÜFE yüzde 5,96, ÜFE yüzde 5,24 oranında artış gösterdi.
Kasım ayı itibarıyla 12 aylık ortalamalara göre yıllık enflasyon ise tüketici fiyatlarında yüzde 6,53, üretici fiyatlarında yüzde 1,37 düzeyinde gerçekleşti.
Türkiye’de Kasım ayı itibariyle yıllık enflasyon, tüketici fiyatlarında (TÜFE) yüzde 5,53, üretici fiyatlarında (ÜFE) yüzde 1,51 arttı.
Geçen yılın aynı ayında yıllık enflasyon TÜFE’de yüzde 10,76, ÜFE’de yüzde 12,25 olmuştu. Böylece, Kasım ayı itibariyle yıllık enflasyon, geçen yılın aynı ayının, TÜFE’de 5,23 puan, ÜFE’de 10,74 puan altında gerçekleşti.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Kasım ayı itibarıyla aylık enflasyon TÜFE’de yüzde 1,27, ÜFE’de yüzde 1,29 arttı. 2008 yılı Kasım ayında TÜFE yüzde 0,83 oranında artarken, ÜFE’de yüzde 0,03 düşüş olmuştu. Buna göre aylık bazda enflasyon, geçen yıl Kasım ayına göre TÜFE’de 0,44 puan, ÜFE’de ise 1,32 puan artış gösterdi.
Öte yandan TÜFE’de Kasım ayında endekste yer alan 449 maddeden 73 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı, 254 maddenin ortalama fiyatında artış, 122 maddenin ortalama fiyatında ise düşüş gerçekleşti.
ÜFE’de ise Kasım ayında endekste bulunan toplam 768 maddeden 205 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı, 364 maddenin ortalama fiyatında artış, 199 maddenin ortalama fiyatında ise düşüş oldu.
ÖZEL KAPSAMLI TÜFE GÖSTERGELERİ
Kasım ayına ilişkin özel kapsamlı tüketici fiyatları endeksi göstergelerine bakıldığında, “çekirdek enflasyon” yerine açıklanan TÜFE göstergeleri geçen ay, mevsimlik ürünler hariç yüzde 0,46, işlenmemiş gıda ürünleri hariç ise 0,78 arttı.
Fiyatlar, enerji hariç yüzde 1,26, işlenmemiş gıda ürünleri ve enerji hariç yüzde 0,66, enerji hariç ve alkollü içkiler ile tütün ürünleri hariç yüzde 1,34, enerji hariç ve alkollü içkiler ile tütün ürünleri hariç ve fiyatları yönetilen/yönlendirilen diğer ürünler, dolaylı vergiler hariç enflasyonda da yüzde 1,44 arttı.
Enerji hariç ve alkollü içkiler ve tütün ürünleri, işlenmemiş gıda ürünleri hariç de yüzde 0,79, işlenmemiş gıda ürünleri, enerji ve alkollü içkiler, tütün ürünleri ile altın hariç yüzde 0,61, enerji hariç, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç fiyatlarda yüzde 0,73 artış meydana geldi…
Toplumumuzda, “enflasyon” terimi genel olarak, fiyatların yükselmesi, alım gücü değerinin düşmesi olarak algılanır. Aslında bu tam doğru bilgi değildir. Yakın bir bilgidir. Gelin aslında tam olarak bilmediğimiz enflasyonun ne olduğuna bakalım.
Tüketicinin ihtiyaçları doğrultusunda bir mal sepeti yaratalım. Bu sepet içinde birden çok mal olsun. Bireyin bu sepetteki mallarının ayrı ayrı fiyatları mevcut olsun. Doğal olarak bu fiyatlar birbirinden farklı olsun. Dolayısıyla bu birbirinden bağımsız malların fiyatları da bağımsız olarak artış veya düşüş sergileyecektir. Enflasyon terimi bu noktada bu mal sepetinin fiyat ortalamasının sürekli artışı olarak ifade edilir. Bahsettiğimiz örnekteki mal sepetinde, herhangi bir malın yalnız başına fiyatının artışı veya bir kereliğine bir başka malın fiyatının yükselmesi enflasyon değildir. Kilit nokta bu sepetteki malların fiyat ortalamasının sürekli (bir seferlik değil) artışı enflasyonu anlatmaktadır.
Kısa somut bir örnekle pekiştirelim. Bugün TÜİK’in verileri doğrultusunda güncel yıllık enflasyon oranı %5.08′dir. Bu bize ne ifade ediyor? Hemen kısa ve öz olarak belirtelim. Bizim ihtiyaçlarımız doğrultusunda oluşturduğumuz mal sepetindeki malların fiyatlarının genel ortalamasının seneye %5.08 olarak artış göstereceğini anlatıyor. Yani bugün sepetimizdeki malların fiyat genel ortalaması 100 TL ise seneye bu rakamın 508 Tl olması öngörülüyor. Elbette bu enflasyon oranı aydan aya farklılık arz ettiği için, 508 TL yi tam olarak göstermesi; tüm yıl boyunca enflasyon oranının sabit olarak varsayımı ile gerçekleşecektir.
Bunun yanında enflasyon terimini; talep fazlalığı ve arz noksanlığı ile adlandırmak kısmen de olsa doğrudur. Ekonomide oluşan arz (üretim) noksanlığı vasıtasıyla, talep de meydana gelen fazlalık karşısında yetersiz kalması şeklinde basite indirgeyebiliriz.
Enflasyonu daha iyi anlamak adına bir de türlerine bakalım;
İktisatçılar Enflasyonu genel manada ikiye ayırmışlardır. Bunun yanında çeşitli adlandırmalar adında türleri de mevcuttur. Genel olarak;
-Talep Enflasyonu ve Maliyet Enflasyonu diye adlandırılmaktadır. Talep enflasyonun özü; cari fiyatlar bünyesindeki toplam talebin arzdan fazla olmasıdır. Maliyet enflasyonu ise; üretimde kullanılan araçların fiyatlarının yükselmesi (yine bir üretim malı diye değil, genel fiyat ortalaması şeklinde algılayalım) neticesinde oluşan enflasyondur.
Bunun yanında enflasyonu; sürünen enflasyon (%3-%7 aralığında), dört nala enflasyon(%25 ve üzeri) ve hiper enflasyon (%100 ve üzeri) şeklinde ayrım yaparak genişletebiliriz. Gelişmiş ülkelerin enflasyon rakamları elbette sürünen enflasyon türüne girmektedir. 2008 dünya krizinde İzlanda’da bu oran son yıllara göre %13 olarak görülsede, bunu toplamanın maliyeti düşük olmuştur. Gelişmekte olan ülkelerde ise; yapısal bir sorun olarak karşı karşıya kaldığı enflasyon türünü, dört nala ve hiper enflasyon olarak adlandırmak doğru olacaktır. Türkiye 1994 krizinde enflasyon oranı hiper olarak görülmüş ve o dönem %100 leri geçiştir.
|
|
Küçük hatırlatma : Ekonomi Bulvarına üye
olarak daha fazla içeriği ulaşabilirsiniz.Üye olmak için tıklayınız