Ankara’da Tekel işçilerinin gerçekleştirdiği eylemde polis tarafından uygulanan zulmü hepiniz görmüşsünüzdür. Aslında bizler sık sık böyle uygulamaları görüyoruz. Halbuki bu ülkenin yasaları bu tarz eylemlere,grevlere izin vermekte.Peki neden Emine Ayna’nın Ahmet Türk’ün katıldığı Abdullah Öcalan bayraklarının taşındığı eylemlere hiçbir polis müdahalede bulunmadı, oradaki hiçbir milletvekiline zarar gelmedi.
Şimdi gelelim büyük ayrıma. Kendi haklarını savunan işçinin,emekçinin üstüne panzerlerle,biber gazları ile deyim yerindeyse saldırmak hangi ülkenin politikasıdır. Peki doğuda gerçekleşen ve eski Dtp’li milletvekillerinin katıldığı provakasyon kokan izinsiz sözde demokratik eylemleri deyim yerindeyse izlemek ve bu kadar büyük tepkileri masum,gerçekten haklarını savunan işçilere vermesi sanırım hükümetin ilginç politikasından geliyor. Neden mi?
Çünkü sürekli isim değiştiren ve Türkiye’nin doğusuna hakim olan bir partinin kapatılması söz konusu. Tabiki bu partinin çok büyük bir oy kaybına uğrayacağını zannetmiyorum ama neticede doğuda ipleri eline geçiren bir Ak parti gerçekten seçimlerde açık ara iktidar olmayı başaracaktır ki, kürt asıllı bir başbakanın bile ismini koymadığı kürt açılımını sürekli sıcak tutan ama bu konuda herhangi bir adım atmayan iktidarın çözümden yana olmadığı çok açıktır. Kaldı ki muhalefet partilerinin son yıllarda güttüğü deyim yerindeyse uç milletçiyilik politikası bu partileri sadece Türkiye’nin batısında söz sahibi yapabilmiştir. Chp ve Mhp çoğu ilçede teşkilatlarını kaldırmış, deyim yerindeyse doğuya küsmüşlerdir.İşte hakkını savunan işçiden kendine fayda gelmeyeceğini bilen hükümet böyle bir yola başvurmuştur ve başarılı olacağı konusundada maalesef hiçbir şüphem yok.
«Bu yazı ekonomi bulvarı yazarı tarafından yazılmıştır…alıntı yapılması halinde kaynak gösterilmesi zorunludur..»
HEP,DEP,HADEP,DTP hepsinin sonu aynı oldu. Anayasa Mahkemesi her seferinde birbirlerinin devamı olan bu partileri kapattı. Peki neden kapattı?. Etnik kimlik çatışmasını körüklediği için mi, ülke genelinde gerçekleşen ve provakosyon kokan bütün eylemlerin ateşleyicisi olduğu için mi,Öcalan’a her konuşmasında partinin bütün alt üst kurumların sayın dediği için mi, İşte birkaç örnek:
Ahmet Türk:
“Bize PKK’yı kınayın diyorlar. Kınarsak etkimiz kalmaz”
Aysel Tuğluk:
“Sayın Öcalan sıradan biri değildir. Kürt sorunu konusunda savunduğu fikirler geniş kesimler tarafından kabul görmektedir”.
Selim Sadak:
“Bir nefes özgürlük için dağa çıktı. Açlık için değil”.
Murat Avcı:
“Bu ordu bu ülkede Kürdistan’da akıttığı kanın hesabı vermek zorundadır”.
Bedri Fırat:
“Kürt kanı dökenler bu kanda boğulacaklar”
İbrahim Sungur:
“TC bilsin ki yüzlerce, binlerce şehit versek de bu yoldan dönmeyeceğiz”.
İzzet Belge:
“Bizim liderimizi sapasağlam görmeden bu gerginlikler devam edecek”.
Peki kapatma sonrası kimlere siyasi yasak getirildi. Bence yasak getirilen en önemli iki isim Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk. Fakat baktığımızda bunlar partinin en ılımlı kanatı. Asıl önemli olan Dtp içindeki uç kanat olan şahinlerin önü açılması. Kim bu şahin kanatı. Sabahat Tuncel ,Selahattin Demirtaş,Fatma Kurtulan fakat ilginçtir ki bu isimlere hiçbir ceza çıkmadı. En önemlisi her katıldığı miting olay olan, her açıklaması terör kokan bir milletvekilinin Emine Ayna’nın iddianamede adının bile bulunmaması ve doğal olarak hiç ceza almaması bir hayli ilginç…
Bankanın 2010 yılı baz senaryosu IMF anlaşması olmayacak, şekilde oluşturuldu. Başkan Yılmaz, tünelin ucundaki ışığın güneş ışığı olma ihtimalinin giderek arttığını söyledi.
2010 Para Politikasına ilişkin konuşmasının ardından soruları yanıtlayan Başkan Yılmaz, 2010 yılı para politikası baz senaryosunda IMF ile herhangi bir anlaşma olmayacağı varsayımını esas aldıklarını açıkladı. Ancak yetkililerin IMF ile görüşmelerin devam ettiğine yönelik sözlerini anımsatarak, “Eğer bir anlaşma olursa nasıl bir resim ortaya çıkacağını söyledim. Olacak mı olmayacak mı sorusuna benden net cevap istiyorsanız, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanından farklı bir şey söylemem: Görüşmeler devam ediyor” dedi.
IMF yoksa faiz artar!
IMF’den kaynak gelmemesi durumunda boçlanma ihtiyacının artarak faiz üzerinde yukarı yönlü etki yaratıp yaratmayacağı sorusuna ise Başkan Yılmaz, “Devletin borç verenler üzerindeki talebi artarsa, bunun uzun vadeli faizler üzerinde etkisi olacağı kesin. Dolayısıyla sorunuzun cevabı evet” dedi. Yılmaz, bir başka soru üzerine de yıl içinde IMF ile anlaşma olmayıp Hazine’nin borç çevirme oranının yükselmesinin faiz oranları üzerine baskı yapacağını tekrarladı.
Güneş ışığı!
Başkan Yılmaz’a yaz aylarındaki, tünelin ucundaki ışığın üzerimize gelen arabanın farları mı yoksa gün ışığı mı olduğuna ilişkin sözleri anımsatılarak, aradan geçen süre içinde bu ışığa ilişkin tahminleri soruldu. Yılmaz, ihtiyatlı olmakta yarar olduğunu ancak ışığın güneş ışığı olma ihtimalinin giderek arttığını söyledi.
Yavaş ve kademeli büyüme!
Sanayi üretiminde ve büyümede açıklanan rakamların daralmanın azalarak devam ettiğini gösterdiğini belirten Yılmaz, “Ekonomide bir büyüme süreci, düzelme süreci başladı. Ama bu yavaş ve kademeli bir süreç. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu yılın son çeyreğinde pozitif büyüme bekliyoruz” dedi.
DTP kapatılırsa?
Başkan Yılmaz, DTP’nin kapatılması durumunda ortaya çıkacak olası siyasi gelişmelerin 2010 yılı para politikası senaryosu içinde yer alıp almadığı sorusuna, “Eğer bu tür gelişmeler, para politikasıyla ilgili verilerde bir değişikliğe neden olursa bizim için önemli bir veri olacak ve gözden geçireceğiz” karşılığını verdi.
Kimse eskiye dönmez!
Merkez Bankası’nın Devlet İç Borçlanma Senedi alarak Hazine’yi fonladığı eleştirilerinin anımsatılması üzerine Yılmaz, Türkiye’nin geçirdiği onca badireden sonra tekrar eskiye dönmeyeceğini söyledi. Komşumuz Yunanistan’ın, İspanya’nın içine düştüğü durumu göz önüne alarak eskiye dönmenin doğru olmadığını belirten Yılmaz, Merkez’in DİBS alımlarının tamamen teknik bir uygulama olduğunu vurguladı. Kendi kararlarını kendilerinin oluşturduğunu ancak bu kararları alırken ekonominin tümünde ne olup bittiğine baktıklarını vurgulayan Yılmaz, “Onun için Hazine ile 2001 krizinden bu yana hesaplı, dikkatli ve mesafeli bir işbirliği var. Bu işbirliği çerçevesinde işlerimizi yürütüyoruz” diye konuştu.
Hazine kağıdı bulundurmak zorundayız!
Merkez Bankası’nın 2001 krizinden sonra aldığı kamu kağıtlarının büyüklüğünün Merkez Bankası bilançosunun yüzde 52’si düzeyinde olduğunu vurgulayan Yılmaz, TMSF ve kamu bankaları kağıtlarının büyüklüğünün ise yüzde 32 olduğunu anımsattı. Ancak bugün itibariyle Merkezin elinde bulunan bu kağıtların oranının yüzde 7’ye düşeceğini belirten Yılmaz, Merkez Bankası para politikasının etkisinin ve esnekliğinin sürmesi açısından portföyünde bir miktar Hazine kağıdı bulundurmak zorunda olduğunu söyledi. Yılmaz, “Ne zaman neyle karşılaşacağınızı bilemezsiniz. Tedbirli olmak açısından portföyümüzde bir miktar Hazine kağıdı bulundurmak zorundayız” dedi. Ancak Yılmaz, bunun miktarına önümüzdeki dönemde para politikasının etkinliğini ve esnekliğini ön planda tutarak karar vereceklerini söyledi.
Asgari ücret!
Asgari ücretin artırılarak ekonominin canlanıp canlanmayacağı tartışmasının tüm dünyada sürdüğünü belirten Yılmaz, Türkiye’nin çevresinde olup bitenler de dikkate alındığında, orta vadede ekonominin canlanması ve insanların refah seviyesini yükseltmek için mali istikrarın öncelikli olması gerektiğini savundu.
İyileşmeyi güçlendirecek program!
Yılmaz, 2009 yılı para politikası programını üzerlerine gelen dalgayı nötre çevirme programı olarak tanımladı. 2010 yılı programı içinse, “Ortaya çıkan ekonomik canlanmayı ve iyileşmenin temellerini sağlamlaştırmayı, güçlendirecek bir program” olarak ifade etti. Ancak onarım kelimesinin yerine ‘güçlendirme’ sözcüğünü özellikle kullandığını vurguladı…
Aysel ALP / HÜRRİYET
Dtp başkanı Ahmet Türk Tokat’ta 7 askerin şehit olduğu saldırıyı böyle nitelendirdi ve ekledi “Provokasyon bir an önce açıklığa kavuşturulmalı. Gün akan kanı durdurma günü”. Tabi açıklama oldukça çelişkili. Sözde demokratik eylemlerin devam edeceğini söyleyen bir parti başkanının kanı durdurma günü ilan etmesi bir hayli ilginç.
İstanbul Uluslararası Sismik Riskin Azaltılması Konferansı”nda konuşan Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Deprem Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Atilla Ansal “İstanbul’da 563 bin bina üzerinde yapılan senaryoya göre, olası depremde yaklaşık 70 bin kişinin öleceği tahmin ediliyor” diye konuştu. Bu kadar çarpık kentleşmenin hüküm sürdüğü megakentte bana göre ne yazık ki 70 bin kişi az. Umarız kimse ölmez fakat bu kafayla,bu yönetimle,bu kanunlarla masum insanların ölmesi işten bile değil!.
Bu arada devam eden Dtp hakkındaki kapatma davasında sona yaklaşılıyor. Bugün açıklama yapan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç Cuma günü yeniden değerlendirme yapılıp,o değerlendirmenin açıklanacağını söyledi. Tabi ki parti kapatma çözüm değil fakat demokrasi adı altında terör çığırtkanlığı yapan bir partinin legalliği kanunen tartışılır. Doknumazlık zırhına bürünüp ölen pkklıya şehidimiz, en önemlisi biz, siz diyen bir partinin milletvekillerinin en azından yargılanması ve gerekli cezayı alması bütün vatandaşların yüreğine su serpecektir. Tabi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın Başbakanı’nın,Devlet Bakanı’nın komisyonda bekleyen davası olduğu düşünülürse kanunların kimin için var olduğu ,kime hizmet ettiği tartışılır.
Bu sözlerin sahibi Prof. Dr. Mümtazer Türköne. Kendisi Akp İstanbul Milletvekili Özlem Türköne’nin eski eşi,Zaman gazetesi köşe yazarı,Tansu Çiller’in eski danışmanı,78′lerin ülkücüsü,kemalizmin 1930′lardaki italyan faşizminin ilkeleri ile örtüştüğünü söyleyen deyim yerindeyse tam bir fırıldak. Peki ne oldu da bu 78′lerin entel ülkücüsü bir anda teröristbaşının serbest bırakılmasını ister oldu. Biliyorsunuz ki son dönemde demokratik açılım adı altında ülkenin gündemine yerleştirilen terör çığırtkanlığı tabiki yandaş medyayıda harekete geçirmek zorunda bıraktı.
Yandaş medya diyince tabiki akla gelen ilk gazete Zaman. Bu gazete ne kadar “Yaftalamayın” reklamıda yapsa, TMSF’nin elinde bulunduğu sırada Star gazetesine transfer olan eski Zaman yazarı Mustafa Karaalioğlu sayesinde bu reklamların bir anlamı kalmamıştır. Türköne’nin formülü bir hayli ilginç. “Osmanlı gibi büyük düşünülmesini öneriyorum. Yani Apo’ya paşa rütbesi verilebilir. Osmanlı mantığıyla yaklaşırsanız, Bodrum Türkbükü’ne gönderilmesini öneriyorum”.Bir Profesörün bunu söylemesi bir hayli ilginç. Adı sanı duyulmamış bir Profesörün YÖK başkanı olduğu bu dönemde, ülkeyi bölen açıklamalarda bulunan insanların Profesör, Aydın ünvanı alması çokta şaşılacak bir olay değil.
Tabi bugün Tokat’ta yaşananlar aslında açılımın ne kadar da anlamsız bir çaba olduğunu hepimize gösterdi. Jandarma ekiplerine kurulan pusuda 7 asker şehir düştü, 3 asker ise yaralandı. İktidarın kafasında ne var anlamak mümkün değil lakin eğer siz bir sorunu çözmek için birşeyler yaptığınızı söylüyorsanız fakat bu konuda hiçbir gelişme olmuyor hatta aksine durum daha da vahimleşiyor, Diyarbakır’da,Hakkari’de bir sürü insan sokaklarda Apo ve Pkk yandaşı olduğunu açık açık sokaklarda bağırıyor ise, Devletin polisi olayları yatıştıramıyor sokakta kanunlar değil,belirli bir etnik kesimin ritüelleri geçerli oluyorsa insanlara çözüm adı altında sunduğunuz bu açılım hiçbir işe yaramamış demektir.
Bu arada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Amerika’ya Barack Obama ile görüşmeye gitti. Görüşmenin birçok kritik başlık içermesine rağmen, asıl konu tabiki Abd’nin bizden Afganistan’a biraz daha asker istemesi. Tabi Abd Başbakan’a ne diyecekte ikna etmeye çalışacak orasını bilmiyoruz fakat Türkiye’nin ismi daha çok bu tarz haberlerde geçer bunu tahmin etmek çok zor değil…..
Saygılarımla
Ali Orkun
Yazının başlığı sizlere biraz ilginç gelebilir.Fakat son günlerde koparılan kıyametin nedeni bölücübaşı Abddullah Öcalan’ın kaldığı hücreden bahsediyorum. Terör örgütü elebaşı Öcalan’nın kaldığı eski oda 11.98 metrekare idi. Nakledildiği yeni cezaevindeki odası ise 11.81 metrekare.Bunun yanında cezaevinde spor odası,hobi odası ve derslikler var ve bu şahıs bunlardan yararlanabiliyor.Ama hala sözüm ona bazı “siyasi partiler” şartların iyi olmadığını savunuyor. Sözün özü Öcalan’a iyi bakılıyor.Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti Apo’ya hizmet ediyor,yemek veriyor,kapısında asker bekletiyor.Ne acı…..
Aynı parti bugün bir basın toplantısı düzenledi. Toplantı yine gündemi belirleyecek başlıklara sahipti.İmralıya atıfta bulunuldu.İnsanlık dışı uygulamalardan bahsedildi.Yine ısrarla kürt sorunu dendi.Tabiki düştüğümüz durumu en iyi anlatan şu cümle idi.”Bu sorun çözülmek isteniyorsa, Kürtler DTP buna hazırdır, PKK, Öcalan buna hazırdır. Yeter ki devlet hazır olsun. Samimi kararlı çözüme hazırdır Kürtler.”. Bundan birkaç sene önce Abdullah Öcalan aranan azılı bir katildi şimdilerde ise kimilerine göre lider kimilerine göre yol gösterici kimilerine göre harita ve bu insanların yaptığı T.C.K’ya göre suç değil.Peki kimler suçlu Mustafa Balbay suçlu,Şener Eruygur suçlu,Hurşit Tolon suçlu,Mustafa Özbek suçlu,Mehmet Haberal suçlu,Erol Manisalı suçlu.İşte biz de buna demokrasi diyoruz…..
Oysa ki T.B.M.M’de Türkiye’den ayrı bir devlet oluşturmak isteyen insanlar var.T.B.M.M’de terörü destekleyenler , bunu insan hakları kisvesi altında sürdürenler var. Başka kimler var peki T.B.M.M.’de. Milliyetçiliği sadece oy potansiyeli olarak gören başka hiçbir ilkeye eyvallah etmeyenler var.Yıllardır muhalefetten başka birşey yapmamış,başbakanın saatiyle uğraşanlar var.Birde ülkeyi elin yabancısına peşkeş çeken bir iktidar var ama bunların hiçbiri suçlu değil.Al birini vur ötekine….
|
|
Küçük hatırlatma : Ekonomi Bulvarına üye
olarak daha fazla içeriği ulaşabilirsiniz.Üye olmak için tıklayınız