
Ankara’ya 2 senedir özellikle çok gitmeye başladım..
Niye olduğunu bilmiyorum ama Ankara’yı çok sevdiğim kesin.Karaman – Ankara yolunda ilerlerken sizlerle paylaşmam gereken olanları not alarak aldım ve bugün sizlerle paylaşmak istedim..Sabah saatlerinde yola koyuldum. Ardından Konya’ya girmeden dikkatimi çeken görüntüler manzaralar oldu.Bu manzaralar Ankara’ya kadar devam etti.
Serbest Piyasayı Denetleme Kurulu İç Anadolu’yu Unutmuş!
Konya’ya girmeden 10 km öncesinde benzin istasyonları’nın satış kavgası hemen dikkatinizi çekiyor.Fiyatlardaki düzensizlikler göze çok çarpıyor.Bir benzin istasyonunda lpg 1,99 iken diğerinde 2,01.Fiyatlar çok karışık.. Devamını Oku

Yine sevgili ekonomi bulvarı okuyucularını ve değerli ziyaretcilerinin karşısına orjinal bir başlık ve tabiki iyi bir yorumlar karşınızdayız
Yeni risk haritası piyasada derken aslında bu yazımız satış konusu değil..Sevgili Taner Berksoy’un [ radikal gazetesi ekonomi yazarı ] güzel yazısının sizlere sunduğumuz başlığı
Taner BERKSOY bugün oldukça iyi bir konuya değinmiş.Ekonomi Bulvarı olarak sizlere sunmaktan onur duyuyoruz..
Daha fazla sizleri yazıdan uzak tutmadan yazıya geçmeye ne dersiniz ?.. Devamını Oku

Merhabalar değerli Ekonomi Bulvarı okuyucuları..
Artık her hafta başlamadan önce sizlere haftanın öne çıkması beklenen hisse senetlerini ve haftaya genel bakış açısıyla yazılarımız sizlerle olacak..
Önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi kesin tahminler olmamak üzere verilere göre kendi yorumlarımızla değerlendirmeler olduğunu lütfen unutmayın.
Dünyada bölge ve ülke bazında finansal krizden uzaklaşma yarışı hız kazanıyor. Bu konuda Asya, tartışmasız yarışı önde götürüyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), kasım ayı bileşik öncü göstergeler endeksi küresel kriz sonrası toparlanma işaretlerini doğruluyor. OECD sınıflandırmasında Kanada, Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere büyümeye geçen, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Brezilya, Çin, Hindistan ve Rusya toparlanan ülkeler olarak gösterildi. Rusya hariç bu ülkelerde bileşik öncü gösterge endeksi 107,2 ile 100,5 arasında değişirken, Rusya ile Türkiye’nin söz konusu endeksi 98′lerde kaldı.
Uluslararası Para Fonu (IMF) verileriyle yapılan hesaplamalarda ülkelerin dünya gayri safi yurtiçi hâsılasından aldıkları pay, Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkeler lehine artıyor. Türkiye’nin dünya ekonomisinden aldığı pay, istikrarlı yükseliş gösterirken, krize rağmen Çin’in aldığı pay büyük bir hızla artarken, birçok sektörde de başrol oynuyor. Toplam 1,2 trilyon dolarlık ihracatla, Almanya’yı geride bırakarak dünya lideri olan Çin’in, 196 milyar dolarlık da ticaret fazlası oluştu.
Çin’deki ihracat artışıyla birlikte Asya ülkelerinden gelen talep, emtia fiyatlarını tetikledi. Başta bakır olmak üzere petrol, platin, gümüş fiyatları yükselirken, altın fiyatlarında da yılbaşından beri sert dalgalanmalar oluyor. 2009′da paraya güvenin azalması, enflasyon endişesi gibi gerekçelerle hızla yükselen altın fiyatları, gümüş ve platin fiyatını peşinden sürüklerken, yılbaşından beri ise gümüş ve platin fiyatındaki hızlı yükseliş altını peşinden sürüklüyor. Ancak altın fiyatı yükselişlerde yatırım fonlarının kâr satışlarıyla karşılandığından, sert dalgalanıyor. Hatırlanacağı gibi, gümüş 2008′in ilk çeyreğinde ons (31,10 gr)’u 21 dolarda, platin 2.300 dolar/ons’ta yeni tarihi zirvesine ulaşmıştı. Teknik göstergeler gümüş ve platin fiyatının 2008′in ilk çeyreğindeki zirvesine ulaşabileceğini gösteriyor. Altın fiyatı 4 Aralık 2009′da 1.227 dolar/ons’ta tarihi zirve oluşturduğunda, gümüş 19,05 dolar/ons ve platin 1.494 dolar/ons fiyatıyla önceki zirvesinin aşağısında kalmıştı. Önümüzdeki günlerde gümüş ve platin söz konusu tarihi zirvelerine doğru tırmanırken, altının önceki zirvesine ulaşması zor görünüyor. Altın, yatırımda güvenli liman olsa da, zayıf fiziki talep nedeniyle 1.140 dolar/ons direncini aşamıyor. Bu seviye yüksek işlem hacmiyle geçildiğinde 1.165 ve 1.200 dolar/ons seviyelerine ulaşabilir.
Global finansal kriz sırasında resesyona karşı devreye sokulan gevşek para politikalarından vazgeçme zamanının gelip gelmediği tartışılırken, yatırımcılar, ilk faiz artışının hangi büyük merkez bankasından geleceğini tahmin etmeye çalışıyor. Piyasa yorumcuları; geçen yılki kredi patlamasının enflasyonu tırmandırması endişesi taşıyan Çin Merkez Bankası’nın yılın ikinci çeyreğinde faizleri artıracağı tahmin ediliyor. Çin’de son günlerde likiditeyi daraltma yönünde üç aylık tahvil faizleri ve bankaların merkez bankasındaki munzam karşılıklarının artırılması, faizlerin yükseltileceği sinyali veriyor. ABD, Avrupa ve Brezilya merkez bankalarının, Çin’in ardından faiz artıracakları tahmin ediliyor. Bizim Merkez Bankamız da önceki günkü toplantısında kısa vadeli faizi değiştirmeyerek yüzde 6,50′de bıraktı. Bu gelişmeler dışarıda dolar paritesini desteklerken, içeride görünüm daha farklı. IMF ile olası anlaşma ve ülke kredi notumuzun artırılması beklentisinin gerçekleşmesiyle Türk Lirası (TL) cinsinden yatırımlar daha kârlı olacak görünüyor. Dövizde getiri açısından dolar/TL, Euro/TL’ye göre daha şanslı. Altın fiyatı, yükselişlerde satış fırsatı olarak değerlendirilebilir. İçeride paranın yönü TL’de olmalı. M. ALİ YILDIRIMTÜRK / Zaman
M. ALİ YILDIRIMTÜRK
Yeni yıl bir yandan yeni beklentiler ve diğer yandan da zamlarla başladı. Ekonomiyle ilgili beklentiler olumlu, ancak zamların sevimli olanı da var, olmayanı da.
Hükümet daha önce açıkladığı ücret politikasına uygun olarak, kamu çalışanı ve emekliyi enflasyona karşı ezdirmeme adına, ücretlere enflasyon oranında zam yaptı. Ancak, bütçenin gelir dengesini bozmamak adına da bazı mal ve hizmetlere zam yaptı. 2010 yılı bütçesi 50 milyar TL açıkla yürürlüğe girdi. Yıl içinde üretim artışı sağlanabildiği ölçüde ihracat ve iç tüketimden elde edilecek vergiler, bütçe gelirlerini oluşturacak. Ekonominin henüz çözülememiş sorunlarının başında kayıt dışılık geliyor. İşsizlik gibi, kayıt dışılığı azaltmak da hükümetin hedefleri arasında ön sıralarda yer alıyor. Ancak, yıllardan beri süregelen bu sorunu, hangi hükümet gelse bir anda çözmesi mümkün değil. Hükümet, ekonomide yüzde 50′nin üzerinde olduğu tahmin edilen kayıt dışılık nedeniyle gelirlerden aldığı vergiyi yeterince toplayamıyor. Gelirin büyük bir bölümünü dolaylı vergilerle toplamak zorunda kalıyor. Önemli olan mevcut koşullarda toplanan vergilerin halkın yaşam kalitesinin iyileşmesine yansıyıp yansımadığıdır. Geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında homojen olmasa da belirgin bir iyileşme gözleniyor.
Hükümet gelir-gider dengesini sağlamak adına, iç ve dış piyasalardan belirli zamanlarda ihtiyacı karşılığında borçlanıyor. Ekonomi güçlü ve borç döndürme rasyosu yüksekse, piyasa koşullarına göre borçlanma faiz oranı daha düşük oluyor. Ayrıca, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının tespit ettiği ülke kredi notunun yüksek olması da uluslararası piyasalardan borçlanmayı kolaylaştırıyor. Hafta içinde Hazine 2 milyar dolar tutarında 2040 vadeli, yurtdışına yılın ilk tahvil ihracını gerçekleştirdi. Hazine 2010 yılı borçlanma programının yüzde 37’sini tek seferde gerçekleştirdi. Üç buçuk kat talep gelen tahvilin yatırımcıya getirisi yüzde 6,85 oldu. Hazine Müsteşarlığı, söz konusu tahvil ihracının gelişmekte olan ülkeler tarafından yapılan 30 yıl vadeli ihraçlar arasında bugüne kadar tek seferde gerçekleştirilen en yüksek miktarlı işlem olduğunu belirtti. Hazine, borçlanma programı gereği yılın geri kalanında uluslararası piyasalarından 3,5 milyar dolarlık daha borçlanma öngörüyor. Bir zamanlar 30 cente muhtaç olan Türkiye, bugün dış piyasalardan 30 yıl vade ile borçlanabiliyor. Asıl fark burada.
Türkiye, bir buçuk yıldır Uluslararası Para Fonu (IMF) desteği olmaksızın kendi ekonomik programıyla yönetiliyor. Hükümet, 2009′da gündemde tuttuğu bu beklentiyle piyasalarda iyimserliği korudu. İş dünyasının bir bölümü, IMF ile anlaşma yapılmasına karşı çıkarak bu konuda kendi fikirlerinin alınmasını istiyor. Hükümet de mevcut koşullarda Türkiye’ye yaptırımlar konusunda yük getirmeyecek ucuz IMF kredisine sıcak bakıyor. Ayrıca, global finansal krizin olası artçı sarsıntılarına karşı şimdiden tedbir almak istiyor.
Para piyasaları yeni yıla IMF haberlerinin iyimserliği ile girdi. Hazinenin başarılı geçen dış borçlanma ve Moody’s’in kredi notumuzu artırması iyimserliğini artırdı. İç piyasa, dış borsalardan olumlu yönde ayrıştı. Yatırımcı, döviz fiyatları düşerken, dövize soğuk bakıyor. Yurtdışı piyasalarda fiyatı yeniden yükselen altını da işlem yapmadan izliyor. Profesyoneller dışındakiler, Borsa ile henüz barışabilmiş değil. TL cinsinden mevduatı olan, repo veya katılım bankalarının kâr payının küçük kazançlarıyla yetinmeye çalışıyor. Ama yine de rahat değil.
IMF’ye ihtiyaç olup olmadığını, hesaplar kendilerinde olan ekonomi yönetimi daha iyi biliyor. Ancak, IMF konusunun kısa zamanda netlik kazanmaması, piyasaları tedirgin edebilir.Zaman
Merhabalar,
Ekonomi bulvarı ailesi olarak yenilenmeye ve bünyemize yeni yazarlar katılmaya devam ediyorlar
Aramıza yeni katılan fatih bey’e hoş geldi,sefalar getirdi..İlerleyen dönemlerde daha aktif olacak olan yazarımız esnaf’ın yaşadığı durumlar ve 2010 yılındaki görüşlerini bizlerle paylaşacak..
Ekonomi bulvarı olarak ;
Yenilenmeye ve bünyemize yeni yazarlar katılmaya devam edecektir.Bizi takip etmeye devam edin!
Fatih Bey’in ilk yazısıyla sizi başbaşa bırakıyorum..İlerleyen günlerde birbirinden güzel yazılarıyla bizlerle olacak..
2010 un Esnafından:
2010 evet yeni bir yıl yeni bir heyecan yeni bir haykırışmı olucak dersiniz? yoksa sessizce bekleyip ellerimizle kafamızı avuçlayıp düşünme yılımı..Şimdiden çığlıklar büyüyor yeni yıla kimisi eğlenip girdi kimisi calışıp kimisi evinde yatarak kimisi eğlenenlerin ardını toplayarak ama bır kısım vardır ki onlar için ne yılbaşı ne bayram ne seyran hıç birşey yok hergün kilitlerini açıp saatlerce beklerler evet 2010 bize mutluluk mu getirir sağlıkmı getirir bilinmez ama bız esnaflara gore 2010 da 2011 de 2012 de hepsı aynı.
Saygı ve sevgilerimizle,
Ekonomi bulvarı
2010 Yılı gelmeden zamlar belli olmuş,herkez de tedirginlik havası esmeye başlamıştı.Zamları ilk olarak yine ekonomi bulvarından öğrendiniz.
Başlık niye böyle yazdınız diye sorarsanız ; bu gelen zamlarda en çok dikkat çeken husus sigara ve alkole gelen zamlardı..Vatandaş tarafından bu zamlar oldukça tepkili karşılansada zamlar uygulamaya konuldu ve yeni fiyattan almaya başladılar sigara ve alkol kullancıları.Kendim sigara ve alkol kullanmama rağmen bir genelleme yapmak istiyorum :
İlk olarak kötü taraftan bakmamız gerekirse ;
sigaraya zam geldi – herkes en ucuz sigaraya başladı. anadolu, samsun içmekten insanlar daha hızlı ölecekler.
doğalgaza zam geldi – millet soba yakmıyor, soğuktan ölecek.
alkole zam geldi – 3 liraya şarap içip yine geberip gidecekler..
İyi tarafından bakalım birde olaya nedersiniz ? Diyebilirsiniz zammın iyi tarafımı olur kardeşim ya git işine derseniz buyrun sizler için yazdım ,
Sigaraya zam geldi – sigara içen veya fazla içenlerin sayısı azaldı,
Akaryakıta zam geldi - Araba kullanan sayısı azaldı, İstanbul trafiği rahatladı, İnsanlar tembellikten kurtuldu, yürüyerek spora alıştı
Motorlutaşıtlar vergisi artırıldı – Trafik rahatladı,
Doğalgaza zam geldi – Sosyalleşme arttı komşunun komşuya işi düştü,
Alkole zam geldi – Alkollü sayısı azaldı, Sağlığa zararlı içecekleri içenler azaldı diye faydaları olduğunu düşünmekteyim..Buradan sigara kullanan kardeşlerimize,abilerimize,ablalarımıza ;
- İşte yukarda gördünüz iyilik ve kötülüklerini.Hangi tarafta olmak istiyorsunuz ? Bence iyiliklerin tarafında olun.Zamların gelmesi bir yönden iyi bir yönden kötü oldu ama herşeye iyi yönünden bakarsanız,hayatınızda bu denli pozitif olur..
Herşeyi yapmak sizin elinizde olduğunu unutmayın!Diğerleri sadece bir araç,bir yardımcıdır..Herşey kendinizde başlar ve kendinizde biter..
Saygı ve sevgilerimle,
Alper Tunga AKKUŞ
2009 yılı’nı geride bıraktığımız dönemlerde portöyönüz ve yatırımlarınız için karar verme vakti geldi..
M. ALİ YILDIRIMTÜRK / a.yildirimturk@zaman.com.tr
Dünyada ve ülkemizde siyasi ve ekonomik yönden tarihe geçecek birçok gelişmelerin yaşandığı koca bir yılı geride bıraktık. Ekonomik ve siyasal açıdan bazen fırtınalı, bazen meltem rüzgarının estiği, bazen kara bulutların gökyüzünü kapladığı ve bazen de içimizi ısıtan güneş ışınlarının hakim olduğu günler yaşadık. Bazıları aynı düşünmese de yeni bir yıla umutla girdik.
2009 yılının son haftasında ekonomide ve para piyasalarında, yılın tamamındaki olumsuzlukları unutturacak ölçüde olumlu gelişmeler yaşandı. Yıl boyunca, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yeni bir stand-by anlaşması yapılması konusu hep gündemde oldu. Bu arada bir buçuk yıla yakın süredir Türkiye ekonomisi IMF’siz yoluna devam ediyor. Hükümet, yılın son haftasına kadar bu konudaki belirsizliği iyi yönetti. Hafta içinde önce Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, önceki gün de Başbakan Tayyip Erdoğan, IMF ile yeni bir anlaşma yapılması konusunda mutabakat sağlandığını, bu anlaşmanın iki yıllık ve 25 milyar dolar civarında olacağını açıkladı. Bu haber üzerine para piyasalarında coşku yeniden arttı. Yılın son işlem günü İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda İMKB-100 endeksi 52 bin 825 puanla yılın zirvesinden kapandı. Dolar paritesi toparlanmasına rağmen Türk Lirası karşısında 1,4980 liradan ve Euro 2, 1490 liradan yılı tamamladı. Gösterge tahvilin faizi bir günde yaklaşık bir puan geriledi. Bir anda IMF konusundaki belirsizlikler umuda dönüştü.
Para piyasaları 2010 yılına bu iyimserlikle başlayacak. Ancak beklentiler ne kadar hızlı satın alınırsa, gerçekleşmeler de o derecede hızlı satılır.
Yılın başında dünya ve Türkiye açısından ekonomik konularda bazı soruların cevabını aramak gerekiyor. Küresel çapta krizin akıbeti, Türkiye’ye etkisi ve ekonomik durgunluk endişesinin ölçüsü, enflasyonun seyri, Merkez Bankası’nın faiz politikası, tahvil faizleri, İMKB endeksi, döviz ve altın fiyatlarının nasıl şekilleneceği iş dünyasının da merak ettiği göstergelerdir.
2009 yılının son aylarında görüldüğü gibi finansal krizin artçı etkileri bölge ve ülke bazında sürebilir. Bu tür gelişmelerin global finansal krizi yeniden tetiklemesi zor görünüyor. Global ekonomilerdeki toparlanma ve yabancı yatırımcının Türkiye’ye ilgisi ekonomiyi 2010′da beklenenden daha çabuk durgunluktan çıkarabilir. Ayrıca IMF ile anlaşmanın yapılması bu sürece yardımcı olacaktır. Yılın ilk çeyreğinde enerji ve emtia fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan enflasyon endişesi oluşturabilir. Ancak talep enflasyonundan söz etmek mümkün değil. Enflasyonda yükseliş beklentisi Merkez Bankası’nı sıkıntıya sokabilir. Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinde sona geldiği biliniyor. Yılın büyük bir bölümünde de faiz artırması beklenmiyor.
Asya ve Güney Amerika ülkelerine yabancı yatırımcı ilgisi sürerken, Türkiye de bu sınıfa girebilir. Yabacıdan gelecek kaynağa muhtemel IMF kredisinin de eklenmesi sonucu TL, döviz karşısında gücünü koruyabilir. Merkez Bankası’nın mevcut para politikasıyla döviz fiyatlarında istikrar devam edebilir. Bu gerekçeyle döviz bu yıl da yatırımcısını üzebilir. Hazine tahvillerinde uzun vadeliler yerine değişken faizli ve enflasyona endeksli olanlar tercih edilmeli. Borsa’da hisse bazlı ve orta vadeli pozisyon almak daha doğru olur. Doların güçlenmesi ve emtia fiyatlarındaki artış, altın fiyatını olumsuz etkileyecek gibi görünüyor. Altın fiyatlarında aşağı yönlü dalgalı seyir beklenmeli. Fiyat düşüşlerinde orta ve uzun vadeli olarak portföylerde yüzde 20 oranında altın bulundurulabilir. Fiyat yükselişleri satış fırsatı olarak değerlendirilebilir. Şimdi yatırımlarda karar verme zamanı. Sağlıklı, mutlu ve bol kazançlı bir yıl dilerim.
Kaynak : Zaman Gazetesi
Her insan belli bir amaç için uğraşır hayatta .Bazen hayal kurar ,bazen kurduğu hayeller uğruna bütün geleceğini tehlikeye atar,bazendebaşkalarının hayellerinden yararlanıp kendi geleceğini garanti altına alır.Nasıl yani? dediğinizi duyar gibiyim.
Nedenini tek kelime söylesem anlarsınız herhalde; ALTIN.. ….
Demek istediğim gayet basit. önceki yazılarımı okuyanlar gayet iyi anlamışlardır ama ben işi çözemeyenlere kısaca anlatayım.
Şimdi bundan yaklaşık bir buçuk hadi bilemedin iki ay öncesi altının ons fiyatı 920-970 aralığında seyrediyor ama ufak hareketler yani herkesaşağı yukarı fiyatını tahmin ediyordu ve planını ona göre yapıyordu.Taaki altından artık yeterince çuvallarına para dolduramayanların işe el atmasıyla sona erinceye kadar. Ne oldu ONS hızla yukarı tırmanmaya başladı avro yükseldi ama dolar aşagı yukarı sabit kaldı.Yani bir nevi altını pompayla şişirmeye başlayıncaya kadar.şişti şişti 1225 dolarakadar harkes aniden altın aldı dahada yükselecek diye 1100 dolar civarındayken doğruda oldu tespitler 1225 dolar ama bu madolyonun görünen yüzüydü.Herkes DAHADA derken aniden düştükü hemde ne düşüş bir haftada yaklaşık 150 dolar sizce bu normalmi….yarına kadar düşünün yarın tekrar buradayım küçük bir ipucu 1450*1.50\31.10 yarına kadar hoşçakalın
«Bu yazı ekonomi bulvarı yazarı tarafından yazılmıştır…alıntı yapılması halinde kaynak gösterilmesi zorunludur..»
Bu sözler Ak parti milletvekili Bülent Arınç tarafından Emine Ayna’ya söylendi. Birçoğumuz son günlerde yaşanan olaylardan ötürü ilk defa doğru söylemiş bu adam diyebilirsiniz. Ama milletin vekilinin bu tarz sert,mahalle ağzıyla başkalarına yüklenmesi sanırım ilk defa bu iktidarla hayatımıza girdi. Bu ülke 80′li yılları gördü. Kendisini sürekli hedef gösteren Nihat Erim’e Uğur Mumcu köşesinde tepkisini bu sözlerle dile getirdi.”Erim erim eriyesin” dedi ki bu söz Mahsuni Şerifindi. Bu dizeyi yazan Uğur Mumcu’nun belkide içini en çok acıtacak kararın altında imzası vardı. Deniz’i, Yusuf’u,Hüseyin’i idama götüren karar kısmen ona aitti ve bu kararın altında imzası vardı. Ama o dönemin marjinal solcuları bile bu tarz söylemlerde bulunmadı. Bugünkü siyasi tabloya baktığımızda ise çok farklı olaylar,çok farklı yaklaşımlar görüyoruz. Çiftçiye ananı al git diyen bir başbakan,kim aldı bu soytarıyı içeri diyen bir sağlık bakanı……. örnekler uzarda gider.
Şimdi gelelim esas konuya. Bahsi geçen şahıs bugünkü açıklamasında Dtp’ninde diğer muhalefet partileri gibi artık kürt açılımına karşı olduğunu,bütün muhalefetin aynı fikirde olduğunu savundu. Burada ya bir yanlış anlaşılma var ya da gerçekten Bülent Arınç siyaset nedir bilmiyor. Buradaki amacım Chp veya Mhp’yi kayırmak değil tabiki bu partilerde doğru politikalar yürütmüyor ama kürt açılımı konusunda doğru yerde durduklarına inanıyorum. Ortada yıllardan beri varolan terör sorunu bir anda Ak parti sayesinde gündelik yaşamımıza kürt sorunu olarak giriverdi ki bu Pkk’nın,Dtp’nin ve bunlarla ilgili bütün kurumların istediği bir olaydı. Kürt açılımı denince ayrışmalar yaşandı. Doğuda olaylar çığ gibi büyüdü ve gözüken o ki büyüyecek şimdi sormak lazım kim kiminle beraber çalışıyor veya kimin farklı amaçlar için seçtiği yol aynı.Cevabı çok basit AK parti ve eski Dtp yeni Bdp…
«Bu yazı ekonomi bulvarı yazarı tarafından yazılmıştır…alıntı yapılması halinde kaynak gösterilmesi zorunludur..»
|
|
Küçük hatırlatma : Ekonomi Bulvarına üye
olarak daha fazla içeriği ulaşabilirsiniz.Üye olmak için tıklayınız